dijital fotoğraf makinesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dijital fotoğraf makinesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2008 Salı

Dijital Fotoğraf Makinesi Satın Alma İpuçları

Daha önce genel ayrıntıları ile dijital fotoğraf makineleriyle ilgili yazılar yazmıştım. Ancak hem yaza girmemiz hem de kullanıma bağlı pratik konulara değinmemiş olmam nedeniyle makro, lens gibi detaya yönelik değil, kullanım ile ortaya çıkabilecek konular hakkında basit ipuçları vermek istedim.

Bu ipuçları cevaptan çok soru niteliğinde. Çünkü her kamera için farklı cevaplar almak mümkün. Bu soruların cevaplarını satıcıdan veya bilgi kaynaklarından, forumlardan aramak size kalıyor. Kağıt üzerinde mükemmel kameraların çok pahalı olduğunu göz önüne alırsanız bazı özellikleri feda ederek ucuz makineler almanız bu şekilde mümkün olabilecek.

dpreview.com (soldaki menüde Buying Guide > Side By Side) isimli site kameraları karşılaştırmaya imkan tanıyor. Bu sitede bulunan makinelerin teknik özelliklerini düzgün bir liste halinde inceleyebilirsiniz. Aşağıda ise orada yer almayan nesnel ve kullanıcıdan kullanıcıya değişik tercihlere neden olabilecek unsurları ve kullanım sonuçlarını görebilirsiniz.

  1. Megapiksel önemli mi?
    İlk madde olarak artık pek çok kişinin bildiği ama yine de cezbedici unsur olarak kanılabilen megapiksel konusuna değinmeliyim. Eğer fotoğraf makineniz kaliteli çekim yapmıyorsa 30 megapiksel çekim yapsa da istediğiniz kaliteyi yakalayamazsınız. Ancak yenilenen kameralarda sürekli mp artırımına gidildiği için kameranın yeni olup olmadığını bu şekilde anlayabilirsiniz. Fakat diğer özellikleri umursamaksızın 7 yerine 8, 10 yerine 12 mp bir kamera alırsanız sonra pişman olma olasılığınız son derece yüksek.
  2. Çekim hızı
    Makine açılırken veya fotoğraf çekerken kaç saniye bekliyor?
  3. Flash hızı
    Flaş gerektiren durumlarda bir resim çektikten sonra 5-10 saniye beklemek mi gerekiyor? Bu genellikle belirtilmeyen ancak daha sonra son derece can sıkan beklemelere neden olan bir durum.
  4. Resim kalitesi nasıl?
    Bu göreceli denebilecek ama gözle de fark edilebilecek bir soruyu gündeme getiriyor. Resimler kaliteli çıkacak mı? Resim kalitesini pek çok farklı faktör belirliyor ama bu bir gerçek ki bazı kameralar kaliteli bazıları ise kötü resimler çekiyor.
    Bunu öğrenmenin en iyi yolu webde özellikle yabancı kaynaklı sitelerde çeşitli koşullarda o kamera ile çekilmiş resimleri aramak. İmkanınız varsa kamera ile resimler çekmek ve bilgisayarda ve baskıda bunları incelemek.
  5. Gece çekimleri nasıl?
    Artık çoğu dijital kamera aydınlık ortamlarda çok güzel resimler çekebiliyor. Ama bu yanıltıcı durum aynı makine ile geceleri fotoğraf çekerken ortaya çıkabiliyor. Bu flaşın yetersizliğine bağlı olduğu gibi makinenin diğer teknik özelliklerine de bağlı.
    Resim kalitesinde olduğu gibi gece çekilen resimlerin kalitesini de incelemelisiniz.
  6. LCD ve Vizör ne alemde?
    Gündüz çekim yapanların en büyük dert yandığı konulardan biri sadece LCD'si olan kameralarının yansıma yapması. Ayrıca bir vizörü de yoksa şansa fotoğraf çekmek zorunda kalabilirsiniz. Bu küçük gibi görünen ama karşılaşıldığında epey can sıkan bir durum.
  7. Ne tür hafıza kullanıyor?
    Dijital kameralarda artık dahili belleğin neredeyse hiç önemi yok. SD kartlar çok popüler olmasına rağmen farklı saklama yöntemleri kullanan makineler de mevcut. Tercihinizi yaparken dikkatli olun.
  8. Pil ömrü nasıl? Ne tür pil kullanıyor?
    Her elektronik alette olduğu gibi fotoğraf makinelerinde de pil tüketimi kullanıma göre değişiyor. Ancak bazı kameralar pili emerken bazıları daha tutumlu kullanıyor. Li-ion piller daha uzun ömürlü dense de genellikle değiştirilemez olmaları yüzünden şarja mahkum kalabiliyorsunuz. Standart AA veya AAA kalem piller ile kullanılabilen bir makine kullanmak gerekli mi diye kendinize sormalısınız. Bu pillerin şarj edilebilir ve yüksek amperaja sahip modelleri ile uzun süreli kullanım sağlamanız da mümkün olabilir.
  9. Ayarlar kolay yapılabiliyor mu?
    Makinenin ayarları kolay mı? Menüler anlaşılıyor mu? Makinenizi aile içinde ve elektronik konusunda sıkıntı yaşayanlar ile birlikte kullanacaksanız kullanımının kolay olmasına dikkat edin. Otomatik çekim modu özelliği ile vasat ama görülebilir fotoğraflar çekmeniz mümkün olabilir.
  10. Yeteri kadar ayar yapabiliyor muyum?
    Eğer anı fotoğrafı dışında özel fotoğraflar çekmek istiyorsanız istediğiniz ayarları kullanabilmek için bir manuel moda ihtiyacınız olacaktır. Bazı kameralar buna izin vermez sadece önceden belirlenmiş ayarları kullanmanız mümkün olur.
  11. Bu fiyata değer mi?
    Fiyat kalite göstergesinden çok üreticilerin belirlediği rakamlar. Pahalı makine iyi olacak diye bir kural yok. Bazı üreticiler bir senede 30 modeli piyasaya sürüyor ama ertesi sene bunların en fazla 15 tanesi veya üst modelleri piyasada kalabiliyor. Bu da demek ki bazı makineler kaybetmeye mahkum. Bunlardan uzak durmanız için biraz araştırma ve yorum okumanız gerek.
  12. Kırmızı göz, sarsıntı önleyici, pozlama gibi özellikler inandırıcı mı?
    Kırmızı göz önleyici artık gayet güzel biçimde uygulanıyor. Ancak bazı sarsıntı önleme özellikleri fotoğraf makinesinin ISO değerini artırarak gerçeğinden daha farklı çekiyor. Böyle olunca da noise denen istenmeyen pikseller oluşuyor. Bu nedenle bu unsurları özellikle arıyorsanız baktığınız kamerada gerçekten işe yaradığına emin olduktan sonra almayı düşünün.
  13. Dayanıklı mı?
    Özellikler tuşlar, ekran ve kasa gibi fotoğraf çekimi ile ilgisi olmayan özellikler bazen sorun oluşturuyor. Marka kameralarda bu sorun az olsa da yok değil. Modelden modele de farklılık gösteriyor. Bunu anlamak için makineleri elinize almanız ve verdiği hisse göre hareket etmeniz yeterli olabilir.
  14. Kaç sene kullanmayı düşünüyorsunuz?
    Aldığınız aleti yaklaşık kaç sene kullanacağınıza karar verebilirseniz harcayacağınız ve arayacağınız özelliklere de bu şekilde karar verebilirsiniz.
  15. Fiyata değil özelliklere göre satın alın.
    Bütçem X lira diyerek X'e en yakın ve görünen özellikleri en iyi makineyi almayın. Bunun yerine istediğiniz özellikleri bir yere yazıp buna uygun bir makine arayın.
  16. Markanın önemi var mı?
    Markanın direkt önemi yok. (teknik destek soru işaretleri dışında) Daha çok her elektronik pazarında olduğu gibi efsanevi ürünler var. Yani Canon'un a modeli Nikon'un b modeli, Fuji'nin c modeli gibi piyasaya çıktığı şartlarda o fiyat aralığında ve performans bakımından optimum ürünler bulunabilir.

8 Kasım 2007 Perşembe

HP Digital Fotoğraf Makinesi Bölümünü Devrediyor

HPHewlett Packard, dijital kamera satışlarına Noel tatilinde de devam ettikten şu anda belirtilmeyen bir markaya haklarını devredeceğini açıkladı. Bu karar, tasarımdan dağıtıma kadar tüm alanları içine alacak ve ürünler yine HP markasıyla satılacak.


Neden olarak şirketin Mayıs 2007'de açıkladığı Print 2.0 stratejisine kaynak yaratılması gösteriliyor. Print 2.0 daha hızlı baskı ve webden baskı almanın kolaylaştırılması gibi konuları içeriyor.


HP'nin dijital fotoğraf ürünleri PhotoSmart markasıyla satılmakta.


Umarım HP daha önce bu yola giren diğer şirketleri gibi eski ürünlere desteğini kesmez. Fotoğraf makinesi alacaklar da biraz beklerlerse HP modellerinden birini daha ucuza alma şansını yakalayabilirler.

31 Ekim 2007 Çarşamba

Eye-Fi Wireless SD Kart

Eye-Fi Kablosuz SD KartÇektiğiniz fotoğraflar anında kablosuz ağ aracılığıyla PC veya webe aktarılsın istiyorsanız bu kart size göre.

Dünya'da bir ilk olan ve SD kart slotu olan tüm makinelerde çalışan kartın içinde kablosuz bağlantı birimi bulunuyor. Böylece WI-FI üzerinden resim transferi olanaklı hale geliyor.

Şu anda sadece 2GB'lık SD kart boyutunda olan Eye-Fi'da kablosuz ağ ayarları yapmak, web, PC veya web+PC'ye upload seçeneklerini belirlemek mümkün. Ayrıca popüler resim saklama siteleri için de destek veriliyor. Hatta kısıtlamalar olursa fotoğraf otomatik olarak limitlere getirilip öyle upload ediliyor.

Bilgisayara aktarım içinse bilgisayarda küçük bir yazılımın çalışıyor olması gerekli.

Normal kullanımda kameranın pil tüketimini etkilemese de gönderim sırasında tüketimin artacağı belirtilmiş ama ne kadar olduğu söylenmemiş. Bunun yerine gönderilen dosya boyutuna göre değişir ifadesi kullanılmış.

Şu anda sadece ABD'de satıldığı belirtilen ürünün satış fiyatı ise 99$.

Fotoğraf makinesi üreticileri bluetooth gibi kablosuz teknolojileri ürünlerine ekleyedursun, artık SD kart ile bile gelen kablosuz teknolojilerin standart hale gelmesinin zamanının gelip geçtiğini gösteriyor bu ürün.

14 Ekim 2007 Pazar

Daha İyi Fotoğraflar Çekmek İçin İpuçları

Bu sayfada kısa başlıklar halinde daha iyi fotoğraflar çekmek için çeşitli ipuçları veriliyor. Çekim tekniklerinden, kompozisyona pek çok konuda ayrıntıya girmeden kısa ve öz biçimde bilgiler verilmiş. Kitabını okumam ama iyi fotoğraf çekmek istiyorum diyenler için birebir.

10 Temmuz 2007 Salı

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Yan Özellikler

Dijital kameralar hakkındaki yazı dizimin son bölümünde marka ve modellere göre sıkça değişkenlik gösteren yan özellikler hakkında bilgi vereceğim. Konuyla ilgili önceki yazıların listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Pil ve Tüketim

Dijital fotoğraf makineleri pil tüketimi konusunda malesef hiç de tutumlu değiller. İlk defa kamera edineceklerin en çok yakınacakları konuların başında şüphesiz bu gelir. Pilin çabuk bitmesinin bir çok dezavantajı var. Çekim yapma süreniz kısıtlanıyor, gerektiğinde flaş kullanma şansınız olmuyor, pil masrafı etmeniz gerekebiliyor. Özellikle gece çekimlerinde dahili flaş ile yapacağınız çekimler çekim sürenizi önemli ölçüde azaltacaktır.

Bu nedenle şarj edilebilir piller büyük önem taşıyor.
Makinelerin bir kısmı takıp çıkartmaya imkan veren AA veya AAA piller ile çalışıyor. Bu pillerin avantajı bittiğinde bir dükkandan alıp değiştirme imkanınızın olması. Ayrıca şarjlı kalem veya ince kalem pil alırsanız bunları şarj etmeniz ve sürekli pil masrafından kurtulmanız mümkün. Şarjlı pillerde NiMH (Nikel Metal Hidrid) tipleri NiCd (Nikel Kadmiyum) tiplerinden çok daha iyi özelliklere sahiptir.

Pil teknolojisinde Li-Ion (Lityum İyon) şarjlı pil olarak en iyi seçenek olarak görünüyor. Ancak malesef Li-Ion tipindeki piller düzgün şarj edilmediklerinde patlama tehlikesi içerdiklerinden genellikle AA yani standard kalem pil şeklinde kullanılmıyor. Bu da şarj bittiğinde elektrik kaynağı yoksa ancak makinenize uyacak bir Li-Ion yedeğiniz varsa çekime devam edebileceğiniz anlamına geliyor. Ayrıca şarj aletini de yanınızda taşımanız gerektiğini de unutmamak lazım.

Ancak hafif ve yüksek pil ömrü ile Lityum İyon pillerin kendi şarj aletleri ile gelmeleri önemli bir avantaj.

Eğer dışarıda çok uzun süreli çekim yapmanız gerekiyorsa ya fiyatı NiMH pillere göre daha pahalı olan bir yedek lithium ion pil ya da AA pil ile çalışan bir makine almanızda fayda var.

Flaş


Dahili olarak çoğu makinede gelen bu flaşlar genellikle yakın mesafelerde aydınlatma sağlıyor. Bazı makinelere ayrıca bir flaş takılması mümkün. Hot-shoe adı verilen ve ray şeklinde flaşın oturabileceği bu flaşlar daha çok profesyonel makinelerde mevcut.

Yanlış inanışın aksine aydınlatma sadece gece çekimlerinde değil, gündüzleri gölge alanlardaki çekimlerde de önemlidir. Bu durumda dolgu flaşlar önemli rol oynar. Bu flaşlar ortama göre gerekli ışığı yollayıp düzgün fotoğraflar çekilmesini sağlar.

Kameraların çoğu flaşın ne zaman yakılacağını algılayan otomatik flaş özelliği ile gelir. Bu özellik istenirse kapatılabilir.

Kırmızı göz engelleme adında olan flaş modları da mevcuttur. Bu modda bir seri düşük oranda ışık yakılır ve göz bebeklerinin küçülmesi sağlanır. (Zira kırmızı göz etkisi, göz bebekleri içinden geçen ışığın kanın fazla olduğu retinadan yansıması sonucu oluşur) Ardından daha şiddetli bir flaş ile fotoğraf çekilir.

Flaşların pil düşmanı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Ayrıca doğal bir ışık olmadığından görüntülerde istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca iyi aydınlatılmış ortamlarda çekim yapmanız fotoğraflarını için faydalı olacaktır.

Çekim Hızı

Bazı kameralar peşpeşe hızlı çekim yapmaya olanak tanır. Buna continous (devamlı) veya burst de denebilir. Burada özellik fps cinsinden ifade edilir. Bunun açılımı "frames per second" yani "saniye başına çerçeve"dir. Bir saniyede yapabileceğiniz çekimi belirtir. Bazı kameralarda ilk çekim daha hızlı olur devamında daha yavaş ama sürekli bir çekim sağlanır. Bu çekim sürekli hareketin fazla olduğu durumlarda kullanılabilir.


Vizör

Vizör yakalanacak görüntüyü çekimden önce gördüğümüz ve bu şekilde seçtiğimiz pencereye denir.

Eski fotoğraf makinelerinde de bulunan tarzda optik vizörler görüntüyü lensten bakıyormuş gibi vermiyorsa, görüntüde hata oluşabilir. Bu nedenle varsa optik vizörün TTL (through the lens) özelliğine sahip olması gerekir.

Optik vizörün yanı sıra dijital kameralarda sıkça kullanılan LCD (liquid crystal display) adı verilen ve görüntüyü eş zamanlı olarak yayınlayan ekranlar bulunmaktadır. Bu ekranların avantajı görüntüyü lensin yakaladığı gibi ve büyük bir biçimde görmemizi sağlamasıdır. Görüntüye yakınlaşmak, kesmek, seçmek mümkün olabilir. Ancak yüksek pil tüketimi bir dezavantaj olmaktadır. Bu nedenle çoğu makine belirli bir süre kullanılmadığında ekranlarını otomatik olarak kapatır.

LCD ekranlar modellere göre değişiklik gösterir. Örneğin gövdeden ayrılan ve serbestçe hareket eden ekranlar mevcuttur. Ayrıca kaliteli bir LCD'de yansıma önleyici filtre bulunmalıdır. Böylece parlak ışıkta LCD'nin görünürlüğü sağlanır.

LCD'nin boyutları kamera boyutlarını etkilediğinden daha büyük daha iyi demek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

LCD ekranın bir diğer özelliği de menü işlevi görmesidir. Özellikle DSLR makinelerde genellikle bu iş için kullanılır, canlı görüntü vermezler. Ayrıca kamera hakkında genel bilgilere de (hafıza durumu, pil, vb) buradan ulaşılabilir. Bazı kameralarda bir tane daha ekran bulunabilir.

LCD'lerde önemli özellikler boyut, çözünürlük ve renk sayısıdır. Boyut diyagonel (sağ alt köşe-sol üst köşe arası mesafe) olarak belirtilir. İnç cinsinden verilen boyutları 2.54 ile çarparak santimetreye çevirebilirsiniz.
Çözünürlük AxB gibi belirtilir ve bu ekranın A genişliğinde, B boyunda piksele sahip olduğunu belirtir. Bunların çarpımı ekran çözünürlüğünü belirtir. Yanında K yazan rakam ise ekranın gösterebildiği renk sayısını belirtir. (100K gibi) Aynı standartta bir üründe bu üç rakam ne kadar büyükse ekranın o kadar iyi görüntü vereceği söylenebilir.

Son vizör tipi de EVF (electronic viewfinder) adı verilen ve yine bir LCD'den oluşan ancak daha küçük boyutlarda olan ve gözün daha yakından bakmasını sağlayan tipteki vizörlerdir. Bunlar da TTL tipindedir ve ışıktan etkilenme oranları daha azdır. EVF olan kameralarda ayrıca bir optik vizör bulunmaz.
EVF'lerde görüntü kalitesi genellikle daha yüksektir.

Göz bozukluğu olanlar optik ve EVF vizörlerde diopteri adı verilen ve istediğiniz biçimde görüntüyü ayarlayabildiğiniz özelliğin olmasına dikkat etmeli.


Menü

Menü bir kameranın elimize almadan çok da bilemeyeceğimiz özelliklerinden biri. Bir kamerayı satın almadan önce menüsünü inceleme şansınız varsa bunu kesinlikle kaçırmayın derim.

Menüde kameranın çeşitli ayarlarına ulaşabilir, bilgi alabilir, çekilmiş resimleri izleyebilir ve bunları silebilirsiniz. Menünün kolay kullanılabilir olması özellikle elektronik cihazlarla samimi olmayan kişilerin de kullanmasını planlıyorsanız önemli. Ayrıca menünün Türkçe desteği olması da göz önüne alınmalı.

Bir küçük not, kameranızı alır almaz tarihinin doğru olup olmadığını kontrol edin. Zira bu tarih resimlerin dosya bilgilerinde saklanacak, İsterseniz resmin üzerine zaman etiketi biçiminde basılacak. Bu nedenle yanlış bir tarih ileride kafa karışıklığına neden olabilir.

Resim yönetimi amacıyla bazı kameralar thumbnail adı verilen resimlerin küçük hallerinin bir liste halinde gösterildiği yazılımlar sunar. Böylece tek tek tüm resimlere bakmak zorunda kalmadan istediğiniz resim üzerinde işlem yapabilirsiniz.


EXIF

Exif, "exchangable image file format" teriminin kısaltmasıdır. Türkçe anlamı takas edilebilir resim dosya formatıdır. Esasen resim görüntüleme üzere bir belirtmesi yoktur. Hali hazırdaki JPEG, TIFF ve RIFF gibi resimlere meta etiketleri ekleme suretiyle oluşur.

Bir Exif verisi resim ile ilgili çekim ayarlarını içerir. İlk başta çok önemli bir özellik gibi gözükmeyebilir ancak resimleri sonradan incelerken çok işinize yaradığı durumlar olur. Fotoğraf çekiminde kullanılan ayarlar hatalarınızı görmenize yarar ve hatta resmi düzeltmek istediğinizde ne tür işlemler yapmanız gerektiğine karar vermenize yardımcı olabilir.

Örneğin bazı makinelerde otomatik fotoğraf döndürme özelliği mevcuttur ve bu bilgi Exif içerisinde saklanabilir. Böyle durumlarda dik çektiğiniz fotoğrafları sonradan bilgisayarda veya kamerada tek tek çevirmek zorunda kalmazsınız.


Video Çekim


Fotoğraf makinelerinin bir video kamera olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Ne işlev olarak ne de kalite olarak bir video kamera kalitesini beklemek gerçekçi bir beklenti olmaz.

Ancak dijital fotoğraf makineleri video çekimine de imkan vermekteler. Hatta kimi kameralar webcam olarak dahi kullanılabilmekte.

Burada önemli unsur çözünürlük ve saniye başına çekilen çerçeve değerleri.

Genel örnek vermek gerekirse PAL formatında bir VCD 352x288 çözünürlüğünde görüntü sağlar. Bir DVD ise 720x576 çözünürlüğünde video sağlar. Bunların fps değeri ise 25 gibi bir rakamdır. Bu rakamları karşılaştırmanızın kolay olması açısından veriyorum.

Genellikle çözünürlüğü yüksek seçmeniz mümkün olur ama bu kez fps değeri düşer. İnsan gözünün videoyu düzgün görmesi için gereken fps değerinin 20 olduğu söylenir. Bu değerin altında fpslerde çekim yaparsanız görüntü gözünüze durup durup oynuyormuş gibi gelecektir.


Transfer

Transfer konusuna
Hafıza yazımda değinmiştim. Dijital kameralar genellikle en az bir USB portuna sahip olarak gelirler. Burada önemli olan eski USB 1.1 yerine, USB 2.0 nesil bir kamera almak çünkü hız farkları çok büyük. Ayrıca daha hızlı ama daha az yaygın firewire ile ilgili bilgiyi de bulabilirsiniz.

Transferin bir diğer olasılığı da uzaktan yakalama (remote capture) adı verilen ve tüm resimleri bilgisayarın kablosuz bir bağlantı ile yakaladığı tipteki kameralardır.

Bunun yanında bazı kameralar kablosuz bir teknoloji olan Bluetooth'a da yer vermekteler. Böyle bir kamera sahibiyseniz bir fotoğrafçıda, yanınızda hiç bir kablo taşımadan resimlerinizin çıktısını alabilirsiniz. Bluetooth genel bir protokol olduğundan kablosuz olarak pek çok cihaz ile iletişime geçilmesi de mümkün olacaktır.

TV Out özelliği de kameranızı televizyona bağlayarak görüntüleri buradan izlemenize imkan tanır. Türkiye'den alınan makinelerde bu sorun olmasa da yurt dışından alma durumunuzda makinenin PAL yayın standardını desteklemesini istemelisiniz. Aksi takdirde alet Türkiye'de uyum sorunları yaşayabilir.


Ekstralar (tripod, çanta, ...)

Satış sırasında verilen bazı yan ürünler de bulunmakta. Örneğin bazı kameralar tripod yani kamerayı sabitleyebileceğiniz üç bacaklı sehpası ile gelmekteler. Tripod özellikle otomatik çekim yapmak istediğinizde işinize çok yarayacak bir parçadır. Ayrıca yakın ve bazı özel ayarlı çekimlerde de kamerayı sallamamak adına gerekli bir parçadır.

Çoğu kamera taşıma ve koruma sağlayan bir çanta ile gelmektedir. Genel olarak gördüğümüz fiyat ile doğru orantıda kaliteli çantaların geldiğidir.

Pek çok makinede kampanya dönemlerinde bir de hafıza kartı hediye edilir.


Dijital kameralar hakkında genel bilgiler verdiğim bu yazı dizimin sonuna geldim. Tabi bu konuyu tamamen kapattığım anlamına gelmiyor. Yeni teknolojiler, ürün tanıtımları ile ilgili yazılarımı bu blog aracılığıyla takip edebilirsiniz.

3 Temmuz 2007 Salı

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Hafıza

Dijital fotoğraf makinelerinde önceki yazılarımda belirttiklerimin yanında pek çok yan özellik de bulunmaktadır. Bu özellikler kameranın dahili özellikleri gibi çekim kalitesine etki etmez ancak kullanıcı ihtiyaçları açısından değerlendirilebilirler.

Bunların başında hafıza gelir. Hafıza bir çekim seansında saklayabileceğiniz görüntü kapasitesini belirler. Seanstan kastım, kameradaki medyayı başka bir ortama aktarmadan ve boşaltmadan kullanabileceğiniz süredir.

Kameraların hepsinde bir dahili hafıza bulunmaktadır. Ancak bu dahili hafıza genellikle 50-100MB'nin altında olmakta ve kısıtlı sayıda resim saklamanıza imkan vermektedir.

Bu nedenle SD, MMC veya stick gibi isimleri olan ve harici hafıza adı verilen depolama birimlerine ihtiyaç vardır. Bu hafızaların bir güzel yanı istenilen kapasitede satın alınabilmeleridir. Bunun yanında birden çok depolama biriminiz var ise biri dolduğunda çıkartıp diğerini takarak kaldığınız yerden çekime devam edebilirsiniz. Bunun yanında bu kartlar sayesinde başka bir yere aktarmak zorunda kalmadan fotoğraflarınızı fotoğrafçıya bırakabilir, arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Özellikle tatil gibi uzun süre evinden ayrı veya aktarma imkanlarından yoksun kişiler için kart kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Günümüzde farklı kamera üreticileri farklı hafıza birimleri kullanmaya başlamışlardır. Bu nedenle hafıza birimleri çeşitlenmeye başlamıştır:



  1. SD & MMC kartlar
    Secure Digital ve Multimedia Card olarak da bilinen bu kartlar bilinen küçük boyutlarıyla dikkati çeker. Sadece kamera değil, mp3 çalar, cep telefonu, PDA gibi elektronik aletler ile de kullanılıyor olması bu kartları yaygınlaştırmıştır. Fiyatları da zaman içinde çok makul boyutlara inmiştir. Bu kartların GB düzeyinde saklama yapan türleri günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. SD ile MMC arasındaki temel fark, daha yeni olan SD kartlarda karta yazmayı önleyebilen bir güvenlik düğmesinin olmasıdır.
    Bu tür kartlar elinizdeki diğer aletlerle uyumlu olabileceğinden dijital kameralarınızın da bu kartı desteklemesi sizin için önemli olabilir. Ayrıca bu kartların boyutu küçük olduğundan küçük makinelerde kullanımları çok yaygın. MicroSD kartlar 1.5 cm2 kadar küçülmüştür.

  2. CompactFlash
    SD ve MMC kartlardan boyut olarak daha büyük olan CF kartlar, iki tipte bulunabilir. Tip I 3.3 mm kalınlığında, Tip II ise 5 m kalınlığındadır. Boyutları ise SD ve MMC kartların iki katına ulaşmaktadır. Yani alanı yaklaşık 4 kat daha büyüktür. Bu nedenle bu kartı destekleyen makinelerin de boyutları bir hayli büyük olabiliyor. Ancak özellikle profesyonel olarak adlandırılan sayısal SLR kameralarda yaygın biçimde kullanılıyor. CompactFlash kart okuyan elektonik cihazlar daha büyük kart yuvasına sahip olduklarından, CF'den daha küçük kartları kullanabilen modellere sahip olabilmektedir.
    CF kartların bir dezavantajı dikkatli takılmadıklarında cihaza zarar verebilme ihtimalleridir.

  3. Memory Stick
    Sony'nin şahsen en sevmediğim yönü her üründe illa ki kendilerine has bir parça yapmaları. MS olarak da geçen Memory stick'te Sony'nin ürünlerinde kullandığı bir veri saklama birimi. Sony marka ürünler dışında kullanmanız pek mümkün değil ancak Sony Vaio gibi ürünlerinde bu parçaları okuyabilecek reader denen girişler mevcut. Stick sözcük anlamı olarak çubuk anlamına geliyor ve kart da SD, MMC ve CS kartların kareye yakın biçiminin aksine dikdörtgen şeklinde üretiliyor. Standard, PRO ve Micro çeşitleri mevcut ve bu sıra ile boyutları küçülüyor.

  4. xD Picture Card
    Olympus ve Fuji tarafından geliştirilen ve geliştirildiğinde çok küçük boyutlarıyla dikkati çeken bu kartlar, CompactFlash kameralarda bir adaptör yardımıyla kullanılabilme özelliğine sahip.

  5. MicroDrive
    Bu kartlar CompactFlash kartların Tip II modellerinin yuvasında çalışacak şekilde üretilmiştir. Bunlar aslında sabit disk mantığı ile çalışırlar. Yani içinde mekanik parçalar bulunmaktadır. Bu nedenle hem daha çok güç gereksinimi duyarlar hem de fiziksel darbelere daha duyarlıdırlar. Bunlar daha çok gömülü işletim sistemleri için uygundur. Okuma hızları da düşük olduğundan hızlı aktarım gereksinimi olan fotoğrafçılar için problem oluşturabilirler.

Kartlarda bir önemli unsur kapasitedir. Kapasite sizin ihtiyaçlarınız ve ödeyebileceğiniz miktara bağlıdır. Çoğu kullanıcıya piyasadaki en yüksek kapasite olsun diye almayı tavsiye etmiyorum. Çünkü genellikle en son teknoloji değerinden daha fazla fiyatlara satılmaktadır.


Özellikle megapiksel kapasitesinin artmasıyla saklama birimlerinin de kapasitesinin artması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ik günlerinde 32, 64MB düzeyinde olan kartlar bugün gigabayt düzeyine ulaşmıştır. Ancak büyük tek kart almaktansa, yarı kapasitede iki kart almayı tercih etmeniz tavsiye edilebilir. Bunun nedeni bu kartların çeşitli arızalar ile karşılaşma ihtimallerinin olmasıdır. Kartınız bozulursa servise bıraktığınızda açıkta kalmamanız açısından birden çok karta sahip olmak avantaj olabilecektir.


Megapiksel ile fotoğraf boyutu doğru orantılıdır. Kameranızın kullanacağı sıkıştırma oranına göre de fotoğrafın boyutu küçülecektir. Basit bir varsayım yapmak mümkün olmasa da kabaca, 3MP lik bir resmin dosya boyutu, %10'luk JPEG sıkıştırması ile 500KB'ye kadar düşebilir. Bu durumda, 512MB kapasiteli bir kartta yaklaşık 1000 adet fotoğraf saklamanız mümkün olabilir. Aynı kartta 6MP lik benzer sıkıştırmalı resimlerden 600 adet saklayabilirsiniz. 8MP'lik 520 resim saklamanız mümkün olur.

Burada sık karıştırılabilen bir durum megapiksel ile resim boyutunun aynı oranda arttığıdır. Ancak megapiksel aslında alan olduğu için artışlar karekök oranıyla artar. Örneğin 8MP'lik resmin boyutu, 6MP'lik bir resmin


8/6 = 1.33 > karekök 1.33 = 1.12 katı kadar fazladır.


8MP'lik resmin boyutu 3MP'lik bir resmin


8/3 = 2.66 > karekök 2.66 = 1.63 katı kadar fazladır.


Yani kabaca aynı kapasitede 3MP'lik 163 resim yerine 8MP'lik 100 resmi saklayabilirsiniz.


Kart okuyucu hafıza birimlerini takıp, bilgisayar gibi diğer ortamlara genellikle USB veya Firewire aracılığıyla aktarabildiğimiz parçanın adıdır.
Kart okuyucu ilk başta çok önemsiz gelse de bazı önemli kullanım avantajları sağlamaktadır. Örneğin fotoğraf makinenizin bağlantı hızı yavaş ise, firewire veya USB 2.0 standardında bir kart okuyucu ile daha hızlı aktarım yapabilirsiniz. Ayrıca kameranızın USB bağlantısını kullanmak zorunda kalmadan aktarım yapmanız mümkün olur. Bir diğer avantajı ise makinenizin pilini veya kablolarını kullanmadan aktarım yapabilmenizdir.


Piyasa farklı kart okuyucuları mevcuttur. Çeşitli ve çok sayıda kart girişlerine izin veren kart okuyucular arasından fiyat ve ihtiyaçlarınıza göre seçim yapmanız mümkündür.


Kart okuyucu ile olsun makinenin kendisi ile olsun aktarımda en önemli unsur hızdır. Hızı belirleyen unsur ise bağlantı protokolüdür. Firewire, USB 2.0 standardından çok daha hızlı okuma ve daha hızlı yazma kapasitesine sahiptir. Ancak firewire girişi USB'nin aksine henüz yaygın değil. Bu nedenle makinenizde firewire çıkışı olması ilk başta lüks gibi gelse de ileride standart haline gelmesi muhtemeldir. Özellikle yeni bilgisayarların pek çoğunda firewire portu bulunmaktadır. Bu nedenle uzun vadeli kullanmayı hedeflediğiniz bir makinede firewire olması önemlidir.


Bunun yanında piyasada USB 1.1 makineler çok azalmış olsa da, halen özellikle ucuz makinelerde bulunabilmekte. Ancak USB 1.1, USB 2.0 standardından çok daha yavaştır. Bu hız farkı 40 kata kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle firewire lüks olarak adlandırılsa da USB 2.0 için aynı şey söz konusu değildir. Tabi burada bir önemli nokta da bağlantı yapacağınız bilgisayarın da USB 2.0 portuna sahip olmasıdır. USB 1.1 ile 2.0 arasında uyumsuzluk söz konusu olmaz ama hız avantajından yararlanamazsınız. Bu nedenle makinenizin mutlak surette USB 2.0 portuna sahip olmasına dikkat edin.

2 Temmuz 2007 Pazartesi

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Lens

Lens bir fotoğraf makinesinde görüntünün yani ışığın giriş yaptığı saydam parçadır. Filmli makinelerde bu parça genellikle camdan üretilmektedir. Ancak dijital kameraların küçük sensör boyutları nedeniyle optik açıdan çok daha kaliteli malzeme kullanılması gerekmektedir.

Çoğu dijital kompakt makinede lensler profesyonel makinelerden farklı olarak değiştirilemeyen (tak-çıkart özelliği olmayan) ve tek sensör ile kullanılmak üzere üretilmiş lenslerdir.

Dijital kameralarda lens ile ilgili önemli unsurlardan biri odak uzunluğudur. Odak uzunluğu, lensin optik merkezinin sensöre olan uzaklığını ifade eder.

Odak uzaklığı arttıkça daha dar alandaki, azaldıkça daha geniş açı ile fotoğraf çekilir. Örneğin yakından bir grup fotoğrafı çekmek istiyorsanız geniş açı, uzaktaki bir cismi çekmek isterseniz dar açı ile çekmelisiniz.

Odak uzaklığı görüntü alanını belirler. Görüntü alanı çektiğiniz bir resimde yatay veya dikey olarak uzunluktur. Büyük sensörler daha geniş bir alanın görüntüsünü yakalayabilir. Görüntü alanı için 35 mm fotoğraf filmi standart olarak kabul edilmiştir. 35 mm film dijital kameralarda daha küçük sensörler ile değiştirildiğinden, ürün açıklamalarında sensör boyutu buna göre orantılanarak verilir. Yani dijital kameralarda odak uzunluğu aslında daha küçüktür ancak 35 mm'ye oran yapıldığından açıklamada daha büyük bir rakam verilir.

35 mm film standardında 50 mm odak uzunluğu, insan gözüne en yakın olduğundan ve görüntüde yakınlaştırma veya küçültme yapmadığından normal olarak kabul edilir.
50 mm'den düşük odak uzunlukları geniş açı diğer adıyla wide angle (süper geniş açı veya geniş açı), yüksek olanlar ise Dar açı diğer adıyla tele (tele veya süper tele) olarak adlandırılır.

Geniş açı yani yakındaki çekimler için kullanılan odak uzunluğunda dışbükey (yani resmin gerçeğinden kenarlarından hafif oval şekilde dışarı çıkmış görüntü) dar açı çekimlerde ise iç bükey (yani resmin gerçeğinden hafif oval şekilde içeri girmiş görüntü) hataları oluşabilir. Bu hatalar özellikle düz hatlarda daha iyi görülebilir. Bunları fotoğraf düzenleme yazılımları ile kısmi olarak düzeltmek mümkündür.

Adından da anlaşılacağı üzere düşük odak uzunluğu geniş açılı resimler ile sonuçlanır. Bu da demektir ki resim açısı daha fazladır, görüntü alanı daha fazladır. Ancak odak uzunluğu fazla olduğunda dar açılı resimler ortaya çıkar. Görüntü yakınlaşırken çekilebilecek alan da küçülür. Mesela aynı mesafeden geniş açı ile bir filin tamamını ancak çekebiliyorsanız, dar açı ile sadece kafasını çekebilirsiniz.

Burada optik zoom konusuna da kısaca değinebiliriz. Optik zoom maksimum odak uzunluğunun, minimum odak uzunluğuna oranıdır. Örneğin 25-150mm bir lensin optik zoom oranı 150/25 = 6x tir. 6x optik zoom ile bir resmi çekmek istediğinizde odak uzunluğu 150 mm'ye gelecek ve resim böyle çekilecektir. Bunun için de lens kameradan dışarı doğru çıkar ve mesafeyi böylece artırmış olur. Optik zoom ile dijital zoom tamamen farklı kavramlardır. Dijital zoom, optik zoom ile aynı kaliteyi veya görüntüyü yakalayamaz. Dijital zoom bilgisayarınızda kullandığınız resim büyütme yazılımlarına benzer kalite verir ve aslında optik açıdan anlamı olmayan bir zoom çeşididir.

Zoom ile ilgili olabilecek bir konu da makro özelliğidir. Kameralarda makro mod olarak gelir. Makro yakındaki bir görüntüyü gerçeğinden bile büyütme özelliğine verilen isimdir. Örneğin boyu 10 mm olan bir böceği 35 mm filme tam sığacak şekilde çekerseniz, bu böceğin boyu 3.5 kat büyümüş olur yani 3.5X makro ile çekilmiştir.
Makro mod özelliği genellikle cm cinsinden ifade edilir. Bu demektir ki bozulma olmadan bu kadar yakındaki nesneleri çekebilirsiniz. Makro mod sabit odak uzunluğu olmayan makinelerde daha iyi sonuç verir.

Lens ve diyafram ile ilgili bir konu da f-sayısıdır. Diyafram sözcük anlamı olarak gerektiğinde açılan gerektiğinde kapanan parçadır. İngilizce karşılığı "aperture"dür. Dijital fotoğraf makinelerinde diyafram açıklığı belirler ve ne kadar ışık geçeceğini ayarlar.
F sayısı f/# şeklinde ifade edilir. Bu lensin odak uzunluğunun, lensin açık kısmına oranıdır, yani diyafram açıklığıdır. F-sayısı ne kadar küçük ise lens içinden o kadar çok ışık geçer. Örneğin f/1.5 lens f/5 lensten daha çok ışık geçirir. Böylece karanlıkta daha net resimler çekmek mümkün olur. Ancak f-sayısı düştükçe daha geniş bir alan daha net görüntülenebilir.

Konuya girmişken enstantane'den de bahsedelim. Bu parça çeşili kaynaklarda örtücü, obtüratör veya shutter olarak da geçebilir. Amacı çekim sırasında filmi görüntü daha doğrusu ışığa maruz bırakmaktır. Açılması ile birlikte görüntü yakalama işlemi başlar, kapanması ile sonlanır. Enstantane ile ilgili önemli unsur hızıdır. 1/1, 1/2, 1/4, 1/8, 1/15 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000, 1/2000 gibi standart değerlere sahiptir. Bunlar ışığa mazur bırakma süresini saniye cinsinden ifade eder. Daha uzun hızlar 1, 2, 4 gibi tamsayı ve saniye cinsinden de ifade edilebilir.

Enstantane, filmli makinelerde lens ile film arasında bulunmaktadır. Kendi enstantanesine sahip dijital kameralar olmakla beraber, dijital kameralarda enstantenin yerine genellikle sensör yakalama işlemine başlar ve bitirir.

Enstantane hızı çekilecek sahneye göre değişir. Örneğin çok hareketli bir ortamda net resim yani anı yakalamak için çok yüksek bir hız gerekir. Ancak tavsiye edilen değer, enstantane hızının en az (1/odak uzunluğu) değerinde olmasıdır. Aksi takdirde kamerayı sallarsanız, flu resimler elde etmeniz işten bile değil. Bu nedenle yüksek enstantane hızı gerektiren durumlarda bir tripod kullanmanız tavsiye edilir.

Enstantane hızını azaltarak ilginç efektler yakalamak mümkündür.


Lens tipleri 4 ana başlığa ayrılabilir:
  1. Sabit Odak Uzunluklu Lensler:
    Bunlar bir optik zoom sağlama özelliğinden yoksundur. Ancak küçük makineler ancak bu biçimlerde mümkün olmaktadır. Ayarlama yapmak gerekmez. Grup ve manzara çekimi için uygundur ancak uzaktaki nesnelerin fotoğrafını çekmek mümkün değildir. Genellikle malzeme kalitesi olarak da düşüktür ancak fiyatları da buna istinaden ucuzdur.
  2. Değişken Odaklı Lensler:
    Bunlar kamera açılıp kapandığında lensin uzaklığını ayarladığı tür lenslerdir. Optik zoom açısından küçük kameraların yakalayabileceği en iyi seçenektir. Ancak zoomlu makinelerden eksisi genellikle lens dönüştürücelere sahip olmamalarıdır. Zoom ayarları menülerden yapılabilir.
  3. Sabit Zoom Lensler:
    Bu tür kameraların lensleri gövdeden çıkıktır ve makine açılıp kapandığı zaman dahi sabittir. Bu makinelerde ayarları genellikle filmli fotoğraf makineleri gibi lens çevresinden yapmak mümkündür, menülere girmek gerekmez. Ayrıca lens dönüştürücüleri takmak da mümkün olabilir.
  4. Değiştirilebilir Lensler:
    Bunlar genellikle profesyonellerce kullanılan sayısal SLR adı verilen kameralarda kullanılır. Lensi tamamen çıkartıp elinizdeki filmli kamera lenslerini dahi kullanabileceğiniz şekilde üretilmiştir. Esnek kullanım sağlarlar, ayrıca optik kaliteleri de son derece yüksektir. Tabi profesyonel işi olduklarından pahalı olduklarını ve lensleri taşımanız gerektiğini unutmamak gerekir.

21 Haziran 2007 Perşembe

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Resim Kalitesi

Sensör yazımda bunun dananın kuyruğunun koptuğu nokta olduğunu belirtmiştim. Resim veya Piksel kalitesi çekilen fotoğrafta pikselin aslında ne kadar doğru olduğunun, gerçeğe ne kadar yakın olduğunun değerlendirilmesidir.

Resim kalitesi çok büyük oranda sensör ile ilgili bir konudur.

Pek çok farklı parametre olmasına rağmen resim kalitesinin ölçülmesi pek mümkün değildir. İşin gerçeği en ideal yöntemlerden biri farklı kameralarla farklı ortamlarda çekilen fotoğrafları karşılaştırmaktır.

Burada söz konusu parametreler, renk doğruluğu, şekil doğruluğu,
noise (gürültü), dinamik kademe (dynamic range), bozulma (artifact) gibidir.

Bu parametreleri kısaca açıklarsak:

Renk Doğruluğu

Sensör konusunda değindiğim Renk Süzgeci Dizisi tipindeki sensörlerde her sensör pikselinin sadece bir renk yakalaması (aslında ideali her pikselin en az 3 renk yakalamasıdır) ve diğer kısımların interpolasyon yöntemi ile üretilmesi sonucu gerçek renklerde sapma olması mümkündür.

Foveon tipi sensörlerde bu tür renk kaybının daha az olması mümkün olsa da bu sensörler daha yeni sayılabilecek durumdadır.

Şekil Doğruluğu

Lensin sensör üzerindeki pikseli karşılayabilme yeteneğini ifade eder. Bunun ölçülmesi çözünürlük ile mümkündür. Yatay ve dikey olarak ölçülebilir. Lines per pixel height (piksel boyu başına çizgi) birimi ile hali hazırdaki standart tabloların fotoğrafının çekilmesi ile görülebilir. Burada bir noktadan başlayıp ilerledikçe birbirinden ayrılan çizgiler bulunmaktadır. Çekilen fotoğrafta çizgilerin birbirinden ayırt edilebildiği yer kameranın yataydaki veya dikeydeki çözünürlüğünü verir. Örneğin 8 MP'lik bir fotoğraf çekebilirsiniz ama bu teste soktuktan sonra aslında bunun çözünürlüğünün 3MP olduğunu görebilirsiniz. Yani resim 3MP boyutundan 8MP boyutuna yazılım bazlı (interpolasyon, yumuşatma, vb) işlemlerden geçtikten sonra gelmiş oluyor. Bu da bizim fotoğraftaki küçük ayrıntıları görmemizi engelleyen bir unsur oluyor.

Noise (Gürültü)

Noise genel bir kavramdır. Örneğin televizyonlarımızda karlı görüntü bir noise örneğidir.

Dijital kameralarda da sinyal iki parçadan oluşur. Birincisi görmek istediğimiz sinyal ikincisi ise çeşitli nedenlerden oluşabilen istenmeyen noise.

Noise fotoğraflarda tanecik olarak adlandırılabilen grain denen istenmeyen parçaların fotoğraflarda görülmesidir. Noise genellikle düz bölgelerde çoğalır.

Noise sıcaklık ile artan bir durumdur. Ayrıca ISO değeri ile de ilgilidir. ISO değeri ışık duyarlılığını tarif eder. Genellikle dijital kameralar ISO 100 ile çalışır. ISO değeri azaldıkça ışık gereksinimi azalır. Bu gündüz ve dış ortam çekimlerinde geçerlidir. ISO değeri arttıkça ise ışık ihtiyacı artacaktır. Bunun sonucunda ışıksız kısmı görülebilir hale getirmek için yazılım kullanılacak ve noise artacaktır.

Noise mavi ve kırmızı renk kanallarında daha fazladır. Noise gerçek değerden hatalı olduğu için istatistiki olarak ölçülmesi mümkündür. Hata kırmızı kanalda fazla olduğundan kırmızı kanalda standart sapma (red channel standard deviation) ile ölçülebilir. Standart sapma ne kadar düşük ise noise o kadar az demektir.

Dinamik Kademe (Dinamik Alan)

Bu değer tanım olarak bir sensörün üretebileceği maksimum sinyalin gürültü tabanına oranıdır. Gürültü tabanının altında doğru değer almak mümkün değildir.

Pratik işlevine bakarsak Dinamik Alan, kameranın aydınlık ve karanlık, bir başka deyişle gölge ve parlak noktaları düzgün biçimde ayırt etmesiyle ilgilidir. Bu değerin yüksek olması daha kaliteli sonuçlar verir.

Dinamik alanı belirleyen önemli faktörlerden biri sensör boyutu veya bir sensör üzerindeki piksel sayısıdır. Küçük sensörde piksel sayısı artarsa dinamik alan da azalır.

Fotoğraflarda parlama (gerçekte olandan çok daha beyaz) bu kavram ile ilgilidir.

Bozulma

Bozulma, sensör, optik parçalar veya resim işleme sırasında oluşan, görüntüden farklı ve istenmeyen değişikliklerdir.

Bu bozulmalar, parlama, labirent, kromatik bozulma, Moire, köşeleme, JPEG sıkıştırması, keskinleştirme haleleridir.

18 Haziran 2007 Pazartesi

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Sensör

Sense sözcüğünden gelen Sensor Türkçe'ye "algılayıcı" olarak çevrilebilir. Duyu organlarının yaptığına benzer biçimde bir sensör dışarıdan gelen uyaranları toplamak ve sahibinin anlayabileceği bir biçime çevirmek ile görevlidir.

Filmli fotoğraf makinelerinde algılayıcı fotoğraf filmidir. Ancak bu film kimyasal özelliği sayesinde o anki görüntüyü yakalasa da bunu bizim kullanabileceğimiz biçime getirmek için kimyasal işlemden geçmesi gerekir.

Buna değinmemin nedeni sensörü aslında bir fotoğraf filmi gibi düşünebileceğimiz fikridir. Boyutu olsun işlevi olsun karşılaştırılabilir bir parçadır.
Sensör basit olarak anlatmak gerekirse üzerinde, piksel boyutunda pek çok algılayıcı bulunan bir parçadır.

Foveon adı verilen yeni teknoloji sensörler aynı fotoğraf filmindeki gibi ana renkler olan Kırmızı, Yeşil ve Mavi'yi ayırt edecek şekilde katmanlı bir mekanizma ile çalışır. Her katman farklı bir rengi algılar. Ancak bu sensörler şimdilik üst düzey makinelerde kullanılmaktadır.

Günümüzde çoğu makinede ve en yaygın olarak kullanılan sensörler, Renk Süzgeci Dizisi tipindeki sensörlerdir. Bu sensörler fotoğraf filmi veya foveon tip sensörler gibi her rengi ayrı ayrı algılamazlar.

Bunun yerine sensör üzerinde her piksel belli bir rengi algılamak üzere çalışır. Tasarıma göre değişen sayılarda yeşil, mavi ve kırmızı renk algılayıcıları sensör üzerine dağıtılır. Ayrıca 4 veya daha farklı sayıda renk ile çalışan sensörler de mevcuttur. Farklı sensör tipleri ile ilgili geometrileri görmek için
bu siteyi inceleyebilirsiniz.

Peki her piksel için her renk sensörümüzce algılanmıyorsa nasıl oluyor da düzgün renkli fotoğraflar elde edebiliyoruz? Cevap dijital işlemede. Mozaik tip renk süzgeçlerinde katmanlar üst üste konur. Ancak bu durumda bazı pikseller karanlık kalır çünkü sonuç resimde her piksel sadece tek renk vardır. Ancak sonuç karanlık da olsa baktığımızda renkleri ve şekilleri ayırt etmemiz için yeterli olur.

Ancak artık kameraların pek çoğunda mozaik problemini çözen yazılımlar bulunur. Bunlar komşu karelerin rengini tahmin ederek yazılım yoluyla karanlık noktaları yok eder. Böylece daha net resimler almak mümkün olur.

Bu tipteki sensörler iki gruba ayrılır ve bunlar Active Pixel Sensor (Örneğin CMOS, JFET LBCAST) ve CCD (Couple-Charged Device) sensörlerdir. Türkçe karşılıkları sırasıyla, Etkin Piksel Sensörü ve Yüklenme İliştirilmiş Sensör'dür.

Hemen söylemek gerekirse APS tipi özellikle CMOS sensörler daha az kaliteli sonuç veren tiptir. Ancak pil tüketimleri de çok daha azdır. Fiyatları da çok daha ucuzdur.


Sağda CMOS tipi bir sensörü görmektesiniz.


CCD ile APS arasındaki fark, solda bir resmini gördüğünüz CCD tipindeki sensörlerde algılama işlemi sensör çevresindeki devrelerde yapılırken, APS tipi sensörlerde işleme hemen sensör üzerindeki piksellerde gerçekleşir. Böylece çok daha hızlı işlem yapılır, daha az yer kaplar.

CCD tipi sensörleri eski tip CRT monitörlere benzetirsek, APS tipi sensörler LCD ekranlara benzer.



CMOS (Complementary Metal Oxide Semiconductor) tipi sensörler günümüzde yaygınlaşmaya başlamıştır.
Bunlar yeni teknoloji foveon tipi sensörlerin atası sayılabilir.

Sensör Boyutu

Sensör boyutu 1/x cisinden ifade edilen bir değerdir. Adı üzerinde olduğu gibi sensörün boyutunu belirler. burada X ne kadar küçülrse sensör boyutu o kadar büyümüş olur.

Örneğin 1/1.8" sensör, 1/2.7" sensörden büyüktür. (Burada bölen genellikle inç cinsinden verilir. 1 inç = 2.54 cm)

Sensör boyutunun büyümesi kameranın boyutlarını büyütese de resim kalitesini artıran bir unsurdur. Küçük bir sensör üzerindeki piksel sayısını artırırsanız, bir yerde duyarlılığı o kadar azalmış olur.

Ayrıca kameranın megapiksel cinsinden kapasitesini artırmak için de sensör boyutunu büyütmek yaygın bir yöntemdir.

Konuya devam etmeden bir de "En Boy Oranı" olarak adlandırabileceğimiz "Aspect Ratio" terimine değinelim. Bu bir dikdörtgende yüksekliğin genişliğe oranıdır. Her türlü görüntü aygıtı için bu terime başvurulabilir. Örneğin televizyonlarda 4:3 ve 16:9 oranı yaygınca kullanılır. Burada 4 ve 16 televizyon ekranının genişliği, 3 ve 9 ise boyunu ifade eder. Örneği 4:3'lük bir görüntüde en 80 santimetre ise boy 60 santimetre olmalıdır.

Bugün genel kullanıcıya yönelik kameraların çoğu 4:3 oranında sensör kullanmaktadır. Sonuç olarak ürettikleri resim de bu boyutlarda olmaktadır. Örneğin 1600:1200, sadeleştirirsek 4:3 oranı buluruz.

3:2 oranı filmli makinelerde kullanılan orandır. Elinizde banyo edilmiş fotoğraf filmi varsa enve boyunu ölçerek oranı görebilirsiniz.
3:2 oranında dijital kameralar da bulunmakla beraber ağırlıklı olarak profesyonel kullanıcılara yönelik ürünlerdir.

Megapiksel konulu yazımda belirttiğim üzere sensörler ile ilgili efektif piksel özelliği önemlidir. Efektif piksel bir sensör üzerindeki piksel sayısını belirler. Örneğin tanıtımda kameranın 8MP olduğu belirtilir ama eğer efektif piksel sayısı yani sensör üzerindeki piksel sayısı 4MP ise bu durumda 4MP'den 8MP'e çıkmak için dijital işleme yani belirli oranda kalite kaybı söz konusu demektir.

Efektif piksel özellikle dikkat edilmesi gereken bir unsurdur.
Piksel Kalitesi

Dananın kuyruğunun koptuğu nokta desek yeridir. Piksel kalitesi çekilen fotoğrafta pikselin aslında ne kadar doğru olduğunun değerlendirilmesidir. Fotoğrafların kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle bu konuya yeni bir yazıda değineceğim.

16 Haziran 2007 Cumartesi

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi - Megapiksel

Dijital fotoğraf makinelerinin tanımlanmasında kullanılan hiç şüphesiz birinci özellik. Ama kesinlikle abartıldığı kadar önemli bir özellik değil. Bu yazıda megapikselin tanımı, önemi, yüksek megapikselin artıları ve eksileri ile efektif megapikselin önemini anlatacağım.

Günümüzde neredeyse standart haline gelmiş en yaygın megapiksel tanımı bir fotoğrafın piksel cinsinden alanını tanımlar.
Örneğin 1920 piksel genişlik, 1440 piksel yükseklikte bir alan, yani resmimiz bu iki boyutun çarpımı biçiminden 1900x1440 = 2746800 olmak üzere 2.5 megapikseldir.


Eski zamanlarda kamera üreticileri en uzun (genelde genişlik) ölçüsünü alır bunu kameranın megapikseli olarak lanse ederlerdi. Bu daha dürüst bir yöntemdi çünkü algılaması çok daha kolaydı.
Örneğin yukarıda 1920x1440 olarak verilen durumda 1.9 veya bunu yuvarlayarak 2 mega piksel olarak lanse ediyorlardı. Ancak 1'den büyük iki sayının çarpımı çok daha büyük bir rakam yarattığından bir pazarlama stratejisi olarak artık alan ile karşılaşıyoruz. Zaten dikkatli takip eden kişiler geçtiğimiz 1-2 yıl içinde bu ani artışı farketmişlerdir. Kısacası bu gelişme aslında kağıt üzerinde.

Örneğin 5 megapiksellik bir resim yaklaşık 2560x1920 pikselden oluşuyor. Eski sistemde olsa bu 2.5 MP lik bir kamera olarak adlandırılırdı. Resimden de anlaşılacağı gibi megapiksel hesabı ile 2 katına çıkan boyut aslında sadece alan bazında artmış oluyor.

Megapiksel konseptini bu şekilde anlattıktan sonra ne gibi sonuçları olduğuna değinelim.

Yüksek megapiksel bazı yanlış inanışın aksine bir fotoğrafın daha kaliteli olması anlamına gelmiyor. Aksine bazı durumlarda dezavantaja dönüşebiliyor.

Nedir peki bu megapikselin önemi?

Bir resmin megapiksel cisinden boyutu, bunun yazdırılmasında yani çıkış alınırken önemli rol oynar. Örneğin MSN'de avatar olarak kullandığınız bir resmi 15x10 cm standard fotoğraf kağıdı boyutunda yazdırmaya kalkarsanız, bulanık bir görüntü elde edersiniz. Küçük resim yazdırılmak için büyütülürken bazı bölümler dijital olarak tahminen konur ve bu kaliteyi düşürür.
Burada pixel/inch kavramı önemli rol oynar. Konunun anlaşılması için buna kısaca değineceğim.
Piksel elektronik ortamdaki ölçü birimidir. Elektronik ortamdaki boyutu kendi başına gerçek hayattaki santimetre veya inç boyutuyla ifade etmemiz mümkün değildir. Piksel/inch kavramı dijital ortamdaki pikselin gerçek hayattakine oranıdır (veya baskı, kağıt, vs.üzerindeki). İstediğiniz oranı kullanmanız mümkündür. Bu oran ne kadar büyürse, kağıttaki alana düşen piksel sayısı o kadar artar. Örneğin bilgisayar ekranları genellikle 96 veya 120 piksel/inç oranıyla çalışır. Ancak kaliteli fotoğraf veya döküman yazdırmak için 200 piksel/inç veya daha yüksek bir oran gereklidir. Burada diyebilirsiniz ki o zaman piksel/inç'i çok yüksek tutmak iyidir. Bu da printerın kapasitesi ile limitlenmiştir. Yani siz isterseniz 1000 piksel/inç ile bir dökümanı yazdırmaya çalışın printer bunu gerçekleştiremeyebilir. Hatta çok eski yazıcı sahipleri bilir ki çıktılarda önemli oranda boş noktalar görülmesi mümkündür. Bu yazıcının düşük bir piksel/inç oranına sahip olduğunu gösterir.

Şimdi bu konuya niye değindiğimi anlatayım. 200 piksel/inç değerini ideal bir bastırma çözünürlüğü olarak kabul edersek, 15x10 santimetrelik kaliteli bir fotoğraf bastırmak için resmimizin piksel cinsinden boyutunu bulabiliriz.

Burada inçi santimetreye çevirirsek (1 inç = 2.54 cm), 200 piksel/inç yaklaşık 80 piksel/santimetre değerine gelir. Yani fotoğraf kağıdındaki her bir santimetre için dijital ortamdaki 80 piksele ihtiyaç duyarız.


Yani 15 santimetrede 15x80 = 1200, 10 x 80 = 800 gibi. Yani ihtiyaç duyduğumuz resim yaklaşık 1200x800 elektronik piksel boyutunda veya daha büyük olmalıdır.

Yandaki resimde her 80 piksellik kırmızı alanın kağıt üzerinde 1 cm2'lik alana denk geldiğini görebilirsiniz.


"Peki çok daha büyük pikselli fotoğrafım olsa olmaz mı?" diye bir soru soralım.
Olur. Burada önemli olan küçük pikselden daha yükek kaliteyi yakalayamayacağımızdır. Ama büyük piksel yani daha kaliteli bir fotoğraftan çok az bir kayıp ile kaliteli bir çıktı elde etmemiz mümkündür.

Ancak büyük pikselin de önemli bir eksisi var. Bu da resim dosya boyutlarının büyümesi. Resimler alanları doğrultusunda yer kapladığı için bir resmin kenar uzunluklarını 2 katına çıkartırsanız, resim alanı yani dosya boyutu yaklaşık olarak 2'nin karesi yani 4 katına çıkar. 1 megabaytlık dosya bir anda 4 megabayta çıktı. Daha önce kameranız ile 200 fotoğraf çekebiliyorsanız artık 50 tane fotoğraf çekebiliyorsunuz demektir. Hafıza konusunda ayrıntılı bilgi almak için tıklayın.

Bir de aslında çok önemli olan efektif piksel sayısı konusu var. Tüm piksel olayı aslında bu efektif piksel ile bitiyor. Bu da özellikle ucuz olarak adlandırabileceğimiz modellerde eksi olarak karşımıza çıkabilecek bir durumdur. Bunu ayrıntılı olarak anlatabilmem için sensör bölümüne gelmem gerekiyor. Konuyu bölmemek adına kısaca değinirsek, kameranızdaki sensörün belirli bir piksel sayısı vardır. Normalde mantıken olması gereken şudur. Resimde çekilen her 1 piksel resim için sensör üzerinde 1 piksel olması gereklidir. Ancak bazı fotoğraf makineleri örneğin 2MP sensör ile 4MP'lik fotoğraf üretebilmektedir. Ancak bu tahmin edebileceğiniz gibi dijital olarak yapılmaktadır. Yani fotoğraf makinesi ekstra ürettiği alanları interpolasyon yöntemi ile üretmektedir. Basit örnek vermek gerekirse kamera bir mavi bir de sarı nokta algılıyor bu iki nokta arasına ürettiği yeşil noktayı koyuyor. (mavi+sarı = yeşil gibi) Yani kendi çapında bir geçiş yaratıyor. Bu şekilde yoktan üretilen pikseller ile resmi büyütmüş oluyor. Ama gerçekte tahmin edebileceğiniz gibi o noktada belki bu iki renkten tamamen alakasız bir renk de olabilir. Bunu fotoğrafa bakarak gözle algılamak çok da kolay değil çünkü bize bu geçişler akla yatkın gelebiliyor ama aynı kareyi iki farklı makine ile çekip karşılaştırırsanız bunu anlamanız mümkün olur. Aynı durum dijital zoom olarak adlandırılan özellik için de geçerlidir. Dijital zoom da bu mantık ile tahminleri ile resmi büyütür.

Buradan çıkışla effective pixel olarak adlandırılan sensördeki piksel sayısı en az makinenin megapikseli kadar olmalıdır. Hatta biraz daha büyük olması mümkündür.

Sonuç olarak megapiksel yüksek olması durumunda fotoğrafların daha büyük boyutlarda kaliteli basılmasına olanak sağlar. Megapiksel resim kalitesini tanımlamaz. Büyüdükçe resmin dosya boyutunu da büyütür.
Efektif piksel sensörün megapiksel değerini belirler ve makineniz aslında sensördeki efektif piksel kadar kaliteli resimler çekebilir.

Dijital Fotoğraf Makinesi Rehberi

Dijital fotoğraf makineleri artık gündelik hayatın bir parçası oldular. Küçüldüler, ucuzladılar ve daha kaliteli fotoğraflar çekmeye başladılar.
Ancak ne kadar geliştilerse o kadar da kamera üreticisi, modeli çıktı. Pazarlama stratejisi olarak kafaları karıştırmak ve zayıf oldukları alanı gizleyip iyi oldukları alanı ön plana çıkartmayı malesef adet edindiler.
Artık iş öyle bir hale geldi ki hangi kamerayı alacağımız neredeyse dış görünümüne bakar oldu.
Öyle ya tüm kameralar 5MP (megapiksel) resim çekiyorsa ya ucuzunu alırız ya da güzel olanı. Zira o kadar özellik var ki bunu derli toplu düşünüp ihtiyacımızı belirlememiz ciddi anlamda zorlaştı.

İşin aslı ve tabi bu yazıyı yazma sebebim tanıtımların aslında buzdağının görünen yüzü olduğu.

Yazılarımda konuları belli bir markaya gönderme yapmadan genel olarak anlatmayı tercih edeceğim. Ayrıca dijital fotoğraf makinesi teorisi hakkında bilgim olsa da fotoğrafçılık konusunda bir amatör sayılabileceğimi söylemekte fayda var. Marka veya model hakkındaki sorularınızı cevaplayazsam beni mazur görün.

Konu başlıklarını okumasının daha rahat olması açısından bir dijital kameranın özelliklerini ayrı başlıklar altında toplayacağım.

Umarım yazılarım tercihlerinizde sizlere yardımcı olabilecektir.

Bu yazı serisinin konuları şöyle:
Megapiksel Kavramı
Sensör
Resim Kalitesi

Lens
Hafıza

Yan Özellikler